Tüm Tüketim Kooperatifleri Merkez Birliği Başkanı Engin Gültekin ile Röportaj
Türkiye’de Tüketim Kooperatifleri: Neden Az, Nasıl Geliştirilebilir?
Soru 1: Türkiye’de tüketim kooperatiflerinin sayısı neden bu kadar sınırlıdır
Türkiye’de kooperatifçilik uzun yıllar boyunca daha çok tarım, kredi ve konut alanlarıyla sınırlı kalmıştır. Tüketim kooperatifleri ise hem kamu politikalarında önceliklendirilmemiş hem de mevzuat açısından net bir çerçeveye kavuşamamıştır. Ayrıca büyük perakende zincirlerinin pazara hâkim olması, tüketim kooperatiflerinin rekabet gücünü zayıflatmış; kentli tüketiciler açısından kooperatif modeli yeterince görünür olamamıştır.
Soru 2: Yasal mevzuat tüketim kooperatiflerinin gelişimini nasıl etkiliyor?
Mevcut Kooperatifler Kanunu, tüketim kooperatiflerinin günümüz ekonomik koşullarına uygun şekilde faaliyet göstermesini zorlaştırıyor. Özellikle sermaye yapısı, vergilendirme, denetim yükü ve ortak dışı işlemler konusundaki kısıtlamalar, ölçek büyütmeyi engelliyor. Ayrıca kooperatiflere yönelik destekler çoğunlukla üretim kooperatiflerine odaklandığı için tüketim kooperatifleri sistematik olarak dışarıda kalıyor.
Soru 3: Vergilendirme açısından tüketim kooperatifleri ne tür sorunlar yaşıyor?
Tüketim kooperatifleri çoğu zaman ticari işletmelerle aynı vergi rejimine tabi tutuluyor. Oysa kooperatifler kâr maksimizasyonu amacı gütmeyen, ortaklarının ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyen yapılar. Kurumlar vergisi, KDV uygulamaları ve muafiyetlerin sınırlı olması, kooperatiflerin fiyat avantajı yaratmasını zorlaştırıyor ve temel varlık nedenlerini zedeliyor.
Soru 4:Türkiye’de başarılı tüketim kooperatifi örnekleri var mı?
Evet, özellikle son yıllarda bazı kentlerde kurulan gıda kooperatifleri umut verici örnekler sunuyor. İstanbul, İzmir, Ankara ve Eskişehir gibi şehirlerde faaliyet gösteren dayanışma temelli tüketim kooperatifleri, hem üreticiyle doğrudan ilişki kuruyor hem de sağlıklı ve erişilebilir gıdayı hedefliyor. Ancak bu örnekler henüz istisna niteliğinde ve yaygınlaşmaları yapısal desteklere bağlı.
Soru 5: Belediyeler ve yerel yönetimler bu alanda nasıl bir rol oynayabilir?
Yerel yönetimler, tüketim kooperatiflerinin gelişimi açısından kritik bir aktör. Uygun mekân tahsisi, lojistik destek, kooperatif ürünlerinin belediye sosyal tesislerinde kullanılması ve kamu alımlarında kooperatiflere öncelik tanınması gibi adımlar büyük fark yaratabilir. Ayrıca belediyelerin kooperatifçilik eğitimleri ve danışmanlık hizmetleri sunması da ekosistemi güçlendirir.
Soru 6: Tüketim kooperatifleri gıda enflasyonu ve yaşam maliyeti krizine çözüm olabilir mi?
Tek başına mucizevi bir çözüm olmasa da tüketim kooperatifleri, aracılık maliyetlerini azaltarak daha adil fiyat oluşumuna katkı sağlayabilir. Özellikle temel gıda ürünlerinde üretici–tüketici arasındaki mesafeyi kısaltmaları, hem üreticinin emeğinin karşılığını almasını hem de tüketicinin daha uygun fiyatlara erişmesini mümkün kılar.
Soru 7: Tüketicilerin kooperatiflere ilgisi neden sınırlı kalıyor?
Kooperatif kültürü Türkiye’de yeterince yaygın değil. Tüketiciler çoğu zaman kooperatifleri eski, bürokratik veya verimsiz yapılar olarak algılıyor. Oysa katılımcı, şeffaf ve çağdaş modellerle çalışan yeni nesil tüketim kooperatifleri bu algıyı kırabilecek potansiyele sahip. Burada iletişim, eğitim ve görünürlük büyük önem taşıyor.
Soru 8: Tüketim kooperatiflerinin gelişmesi için hangi yasal değişiklikler gerekiyor?
Öncelikle Kooperatifler Kanunu’nun güncellenmesi ve tüketim kooperatiflerinin özgün yapısının tanınması gerekiyor. Vergi muafiyetlerinin genişletilmesi, denetim süreçlerinin kooperatiflerin ölçeğine göre düzenlenmesi ve kamu desteklerinin tüketim kooperatiflerini de kapsaması önemli adımlar olacaktır. Ayrıca kooperatifler arası birlik ve üst örgütlenmenin teşvik edilmesi gerekir.
Soru 9: Uluslararası örneklerden ne öğrenilebilir?
Avrupa’da özellikle İtalya, İspanya ve Fransa’da; Japonya ve Güney Kore’de tüketim kooperatifleri milyonlarca ortağa sahip büyük yapılar halinde faaliyet gösteriyor. Bu ülkelerde devlet, kooperatifleri sosyal ekonomi aktörü olarak tanıyor ve özel destek mekanizmaları sağlıyor. Türkiye için en önemli ders, kooperatiflerin “alternatif” değil, ekonomik sistemin tamamlayıcı bir parçası olarak görülmesi gerektiğidir.
Soru 10:Son olarak, tüketim kooperatifleri neden desteklenmeli?
Çünkü tüketim kooperatifleri yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir model sunar. Dayanışmayı, demokratik katılımı ve adil paylaşımı esas alır. Bugünün çoklu kriz ortamında –ekonomik, ekolojik ve sosyal– tüketim kooperatifleri daha adil ve sürdürülebilir bir yaşam için güçlü bir araçtır.
Soru 11: 2026’dan beklentileriniz nelerdir?
2026, tüketim kooperatifleri açısından hem potansiyel hem de zorluklarla dolu bir yıl olacak. Birkaç beklenti öne çıkıyor:
Mevzuatta İyileştirmeler: 2026’da Kooperatifler Kanunu ve ilgili düzenlemelerde tüketim kooperatiflerini doğrudan destekleyen değişiklikler yapılabilir. Özellikle vergi muafiyetleri, denetim kolaylıkları ve kooperatiflerin işletme esnekliğini artıran düzenlemeler gündeme gelebilir.
Kamu Politikalarında Öncelik:Devlet ve yerel yönetimlerin sosyal ekonomi ve kooperatifçilik stratejilerinde tüketim kooperatiflerine daha fazla yer vermesi bekleniyor. Bu, hibe ve teknik destek programlarının genişletilmesi, tüketim kooperatiflerinin kamu alımlarında değerlendirilmesi gibi adımları içerebilir.
Yeni Nesil Kooperatif Modelleri:2026’da dijitalleşme ve inovasyon odaklı yeni tüketim kooperatifi modellerinin ortaya çıkması muhtemel. E-ticaretten topluluk destekli tarıma, çevrimiçi ortak platformlardan sürdürülebilir ürün tedarik ağlarına kadar yeni alanlar gelişebilir.
Artan Farkındalık ve Ortaklık: Ekonomik belirsizlikler, yüksek enflasyon ve tedarik zinciri sorunları, tüketicileri alternatif alışveriş modellerine yönlendirebilir. Bu süreçte dayanışma temelli tüketim kooperatiflerine ilgi artabilir ve yeni üyelikler gelebilir.
Yerel ve Bölgesel İşbirlikleri: Kooperatifler arası ağlaşma ve birlikler aracılığıyla bölgesel platformlar, ortak lojistik ve pazarlama yapıları ortaya çıkabilir. Bu da ölçek ekonomisi ve sürdürülebilir büyüme için bir fırsat yaratır.
Üniversite, STK İşbirlikleri ve çok işçi çalıştıran firmalarla işbirliği: 2026’da üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, işçilerine destek vermek isteyen firmalar ve tüketim kooperatifleri arasında eğitim ve araştırma işbirliklerinin güçlenmesi bekleniyor. Bu sayede hem teknik bilgi artar hem de kooperatifçilik kültürü yaygınlaşır.
Avrupa ve Uluslararası Ağlarla Bağlantı: Türkiye’deki kooperatiflerin Avrupa ve küresel kooperatif ağlarıyla daha fazla etkileşim kurması; deneyim paylaşımı, ortak eğitim programları ve fonlara erişim gibi fırsatları artırabilir.
Özetle; Gelişmiş ülkelerde Tüketim Kooperatiflerinin kooperatifçiliğin lokomotifi olduğu gerçeği dikkate alınmalıdır. Avrupa Birliği içinde tüketim kooperatifleri ICA'ya bağlı gerek Dünya Tüketim Kooperatifleri Birliği, gerekse kıta Avrupasının örgütü olan Eurocoop'a üye kooperatifler bulundukları ülkelerde diğer kooperatiflere destek vererek sosyal ve ekonomik olarak topluma büyük katkılar sağlamaktadır.
2026 yılı ülkemiz için pandemi ve doğal afet dönemlerindeki yaşanan deneyimler ışığında doğru politikalarla tüketim kooperatiflerinin görünürlüğünün ve etkinliğinin artırılabileceği bir dönemeç olabilir. Özellikle mevzuat, kamu desteği ve toplumsal farkındalık alanlarında yapılacak iyileştirmeler, kooperatif modelinin yaygınlaşmasını hızlandırabilir. Ancak bu potansiyeli gerçekleştirmek için stratejik planlama, paydaş işbirlikleri ve kooperatiflerin kendi örgütlenme kapasitelerini güçlendirmesi kritik önemdedir. Tüketim Kooperatifleri güçlenen ülkelerde kooperatifler daha başarılı sonuçlar elde edebilmektedir. Bu deneyimler dikkate alınarak belirlenen politikalar bizi hiç şüphesiz başarıya götürecektir.