1920 yılının Mart ayında, UluslararasıÇalışma Örgütü bünyesinde kooperatiflere özel bir birim kurulması, kooperatifçiliğin uluslararası düzeyde kurumsal olarak tanınmasının en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Bu yapı günümüzde faaliyetlerini ILO Cooperative, SocialandSolidarityEconomyUnit adıyla sürdürmekte, sosyal adaletin geliştirilmesi ve sosyal ve dayanışma ekonomisinin küresel ölçekte geliştirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Bu gelişme, sanayi sonrası dönemde artan işçi hakları mücadelesi ve sosyal adalet arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkmış; kooperatifler ise bu süreçte demokratik ve katılımcı ekonomik modeller olarak öne çıkmıştır.
106 yılı aşan bir süredir Uluslararası Kooperatifler Birliği ile ILO arasında kurulan stratejik ortaklık; sosyal adaletin sağlanması, insana yakışır iş olanaklarının geliştirilmesi ve insan odaklı kalkınmanın desteklenmesi açısından küresel ölçekte önemli katkılar sunmuştur. Bu iş birliği; kooperatiflerin demokratik, katılımcı ve ortaklarına dayalı yapılar olarak;
* istihdam yaratma,
* sosyal kapsayıcılığı artırma,
* ekonomik krizlere karşı dayanıklılık sağlama,
* kayıt dışı ekonomiden kayıtlı ekonomiye geçişi destekleme
* ve sürdürülebilir geçim kaynakları oluşturma konularındaki rolüne dair ortak bir anlayışa dayanmaktadır.
Bu bağlamda, özellikle emek temelli kooperatifler ve üretici birlikleri, kooperatifçiliğin sosyal adalet boyutunun en güçlü uygulama alanlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’de bu alandaki en önemli yapılardan biri olan Orman Köyleri Kooperatifleri Merkez Birliği; kırsal kalkınmanın desteklenmesi, orman köylülerinin gelir düzeyinin artırılması ve sürdürülebilir doğal kaynak yönetiminin sağlanması açısından kritik bir rol üstlenmektedir.
Ülkemizde kırsalda bir tarımsal amaçlı kooperatif kabul edilmekle beraber bir emek kooperatifi olan ORKOOP ve benzeri üretici kooperatifleri; kırsal yoksulluğun azaltılması, yerinde kalkınmanın sağlanması, göçün önlenmesi, doğal kaynakların korunarak kullanılması, çevre ve insanı kalkınmanın merkezine koyan anlayış ile kırsal alanda hem ekonomik hem de sosyal fayda üretmekte; bu yönüyle ILO’nun “insana yakışır iş” yaklaşımı ile doğrudan örtüşen uygulamalar geliştirmektedir.
Öte yandan emek kooperatifleri; çalışanların üretim süreçlerine doğrudan katıldığı, karar alma mekanizmalarında söz sahibi olduğu ve emeğin değerinin adil biçimde paylaşıldığı yapılar olarak, günümüzün artan güvencesizlik, işsizlik ve gelir eşitsizliği sorunlarına karşı güçlü bir alternatif sunmaktadır. Özellikle kriz dönemlerinde iş güvencesi sağlayan, dayanışmayıgüçlendiren ve kayıtlı istihdamı artıran bu model, sosyal ve dayanışma ekonomisinin temel taşlarından biri haline gelmiştir.
Tarihsel süreç içinde ICA ile ILO’nun iş birliği yalnızca politika üretimi ile sınırlı kalmamış; deneyimli ve öz verili çalışan değerli kadroları ile aynı zamanda bu politikaların uygulanması, izlenmesi ve küresel ölçekte uyumlaştırılması süreçlerini de kapsayacak şekilde genişlemiştir. Özellikle küresel kriz dönemlerinde bu ortaklık daha da görünür hale gelmiş ve kooperatiflerin krizlere karşı alternatif bir model olarak öne çıkmasını sağlamıştır.
Bu süreçte ILO Cooperative, SocialandSolidarityEconomyUnit tarafından yürütülen çalışmalar, kooperatifçiliğin sahadaki etkisini güçlendiren somut örnekler sunmaktadır. Bu çalışmalar arasında:
* Kooperatiflerin yasal ve kurumsal altyapısının geliştirilmesine yönelik teknik destek programları,
* Gelişmekte olan ülkelerde kooperatifler aracılığıyla istihdam yaratma projeleri,
* Kayıt dışı ekonomide çalışan kesimlerin kooperatifler yoluyla kayıt altına alınmasına yönelik uygulamalar,
* Kadınlar ve gençler için kooperatif temelli girişimcilik programları,
* Kriz ve afet sonrası toparlanma süreçlerinde kooperatiflerin güçlendirilmesine yönelik projeler önemli yer tutmaktadır.
Ayrıca, çok paydaşlı uluslararası platformlar üzerinden yürütülen iş birlikleri de bu etkinin genişlemesine katkı sağlamaktadır. Bunlar arasında: CommitteeforthePromotionandAdvancement of Cooperatives, UN Inter-AgencyTask Force on SocialandSolidarityEconomy ve Global CoalitionforSocialJustice gibi yapılar yer almakta; kooperatifçilik bu platformlar aracılığıyla küresel politika gündeminde daha güçlü bir yer edinmektedir.
Bu noktada, ILO Kooperatifçilik Birimi’nin güçlenmesi yalnızca teknik bir mesele değil; aynı zamanda Uluslararası Kooperatifler Birliği açısından stratejik bir gerekliliktir. Çünkü ILO, Birleşmiş Milletler sistemi içinde “insana yakışır iş” ve sosyal adalet gündeminin en güçlü taşıyıcılarından biridir ve kooperatifçiliğin bu gündemde yer alması, doğrudan bu birimin etkinliğine bağlıdır. Bu nedenle, güçlü ve kurumsallaşmış kooperatifler ile kooperatif üst birliklerinin; ILO’nun kooperatifçilik çalışmalarına aktif destek vermesi, bilgi ve deneyim paylaşımında bulunması, ortak projeler geliştirmesi ve uluslararası platformlarda birlikte hareket etmesi büyük önem taşımaktadır.
Bu destek, yalnızca kurumsal iş birliğini değil; aynı zamanda kooperatifçiliğin küresel düzeyde daha görünür, etkili ve politika yapıcı bir güç haline gelmesini sağlayacaktır. 2025 yılının Uluslararası Kooperatifler Yılı ilan edilmesi sürecinde de bu ortaklık önemli bir rol oynamış; kooperatifçiliğin küresel ölçekte daha görünür ve etkili hale gelmesine katkı sağlamıştır. Bugün gelinen noktada, artan eşitsizlikler, ekonomik belirsizlikler, savaş riskleri ve toplumsal kırılganlıklar karşısında; insan hakları, sosyal adalet, eşitlik ve insana yakışır iş ilkelerine dayanan bu iş birliği her zamankinden daha kritik hale gelmiştir.
Bu ortaklık ve iş birliği, kooperatifçiliğin yalnızca ekonomik bir model değil; aynı zamanda emeğin korunması, kırsal kalkınmanın sağlanması ve toplumsal adaletin güçlendirilmesi açısından tarihsel bir araç olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle ülkemizde ve dünyada Türkiye Ormancılık Kooperatifleri Merkez Birliği (ORKOOP) gibi örgütlenmeler ve emek kooperatifleri, bu modelin sahadaki en somut ve etkili uygulamalarını temsil etmektedir. Günümüzde artan krizler ve belirsizlikler karşısında, bu yapıların güçlendirilmesi; yalnızca ekonomik bir gereklilik değil, aynı zamanda daha adil, dayanışmacı ve barışçıl bir dünyanın inşası için stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu doğrultuda, ILO ve ICA ortaklığının daha da derinleştirilmesi ve güçlü kooperatiflerin bu sürece aktif katkı sunması, geleceğin sosyal ve ekonomik yapısının şekillenmesinde belirleyici olacaktır. Günümüzde son yıllardaki ekonomik ve sosyal sorunların artması, artan savaş tehlikeleri ve şiddetin kültür haline dönüştüğüçağımızda bu ortaklık toplumsal barış ve dayanışma için dahada önemli hale gelmiştir.
Kaynak: ICA