Haberler

image

Döngüsel Ekonomide Kooperatiflerin Rolü.

Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 12’si, sürdürülebilir üretim ve tüketim sistemlerinin kurulmasını amaçlamaktadır. Ancak mevcut veriler, dünyanın bu hedefe ulaşma konusunda yeterli ilerleme kaydedemediğini göstermektedir. 1970 yılından bu yana küresel ölçekte doğal kaynak kullanımı üç katından fazla artmış, bu durum çevresel baskıyı ciddi şekilde yükseltmiştir. Ayrıca gıda sistemlerinde üretilen ürünlerin yaklaşık üçte biri kaybolmakta veya israf edilmektedir. Bu tablo, mevcut üretim ve tüketim modellerinin sürdürülebilirlikten uzak olduğunu ortaya koymaktadır. Dünyada olduğu gibi bu sorunlar ülkemizdede yaşanmakta çevresel sorunlar ve gıda kayıpları her geçen gün artmaktadır.

Bu sorunlara karşı kooperatifler giderek daha önemli bir çözüm modeli haline gelmektedir. Kooperatifler, üyelerine ait ve demokratik şekilde yönetilen yapılardır. Temel amaçları kârı artırmak değil, üyelerinin ekonomik ve sosyal refahını geliştirmektir. Bu özellikleri sayesinde kooperatifler yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda çevresel ve sosyal bir dönüşüm aracı olarak da değerlendirilmektedir. Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) ve Kooperatiflerin Teşvik ve İlerletilmesi Komitesi (COPAC) de kooperatiflerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 12’nin uygulanmasında önemli aktörler olduğunu vurgulamaktadır.

Kooperatiflerin en önemli katkılarından biri kaynakların daha verimli kullanılmasıdır. Ayrıca atık oluşumunu azaltmaları, yan ürünleri ekonomiye kazandırmaları, tedarik zincirinde şeffaflık sağlamaları ve karar süreçlerine demokratik katılımı dahil etmeleri dikkat çekmektedir. Bu özellikler, döngüsel ekonomi modeliyle doğrudan uyumludur. Döngüsel ekonomi, “al-kullan-at” anlayışı yerine yeniden kullanım, geri dönüşüm ve kaynakların sistem içinde tutulmasını esas alır.

Avrupa’da kooperatifler bu modelin uygulanmasında önemli örnekler sunmaktadır. İspanya’da pirinç üretici kooperatifleri, pirinç kabuklarını biyomalzemeye dönüştürerek otomotiv ve mobilya sektöründe kullanmaktadır. İtalya’da şarap kooperatifleri üretim atıklarını enerji, gübre ve sanayi hammaddesine çevirerek neredeyse sıfır atık modeli geliştirmiştir. İsveç’te orman sahipleri kooperatifleri tekstil atıklarının geri dönüşümüne katkı sağlayarak selüloz üretmektedir. Almanya ve Fransa’da tarımsal plastik ve ambalaj atıkları kooperatifler aracılığıyla toplanıp geri dönüştürülmektedir. İngiltere’de ise kooperatif perakende yapıları geri dönüştürülebilir ambalaj kullanımını yaygınlaştırmıştır.

Kooperatiflerin temel avantajları dört başlıkta özetlenebilir. Bunlar kaynak verimliliği, atık azaltımı, şeffaflık ve demokratik yönetişimdir. Ortak üretim ve yatırım sayesinde daha az kaynakla daha yüksek verim elde edilmekte, atıklar geri dönüşüm yoluyla azaltılmakta ve tedarik zincirleri daha izlenebilir hale gelmektedir. Aynı zamanda sürdürülebilirlik karar alma süreçlerine entegre edilmektedir.

Türkiye açısından bakıldığında kooperatifçilik uzun bir geçmişe sahip olmasına rağmen, bu model sürdürülebilir dönüşüm açısından yeterince değerlendirilememektedir. Özellikle tarım, gıda ve atık yönetimi alanlarında önemli fırsatlar bulunmaktadır. Tarım sektöründe hasat sonrası kayıpların azaltılması için soğuk zincir sistemleri, ortak depolama ve doğrudan pazarlama ağları geliştirilebilir. Tarımsal atıklar biyogaz ve biyomalzeme üretiminde kullanılabilir. Atık yönetiminde ise belediyelerle entegre kooperatif temelli geri dönüşüm sistemleri kurulabilir ve plastik atıkların geri kazanımı artırılabilir. Ayrıca kooperatifler kırsal bölgelerde istihdam yaratarak göçün azaltılmasına da katkı sağlayabilir.

Ülkemizin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 12’ye ulaşabilmesi için kooperatiflerin daha güçlü şekilde desteklenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda kooperatiflerin döngüsel ekonomi stratejilerine entegre edilmesi, yeşil dönüşüm için finansman mekanizmalarının geliştirilmesi, geri dönüşüm ve yenilenebilir enerji alanlarında teşviklerin artırılması, dijital izlenebilirlik sistemlerinin yaygınlaştırılması ve kamu alımlarında sürdürülebilir kooperatif ürünlerine öncelik verilmesi önerilmektedir.

Sonuç olarak kooperatifler, sürdürülebilir sosyal ve ekonomik kalkınma hedeflerinin uygulanmasında yalnızca alternatif bir model değil, aynı zamanda yapısal bir dönüşüm aracıdır. Avrupa’daki örnekler, bu modelin döngüsel ekonomi ile uyumlu şekilde başarılı sonuçlar verebildiğini göstermektedir. Türkiye için de kooperatifler; ekonomik dayanıklılığı artırma, çevresel sürdürülebilirliği güçlendirme ve kırsal kalkınmayı destekleme açısından önemli bir fırsat sunmaktadır. Doğru politikalarla desteklendiklerinde kooperatifler, ülkemizde yeşil dönüşüm sürecinde kritik bir rol üstlenebilir.

Kaynak: ICA- Cooperatives Europe