Haberler

image

AB'den Yeni Kooperatifçilik Vizyonu: "Üretilen Değer Üretildiği Yerde Kalsın"

Dünyadaki ekonomik ve sosyal gelişmeler ile iklim değişikliği nedeniyle olası olumsuzluklar karşısında Avrupa Birliği (AB) yeni stratejiler geliştirmeye ve uygulamaya koymaya başladı. AB'de son yıllarda yalnızca üretim kapasitesini artırmaya değil, aynı zamanda ekonomik egemenliğini güçlendirmeye yönelik yeni politikalar geliştirilmektedir. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, enerji krizleri, jeopolitik gelişmeler ve sanayisizleşme eğilimleri, Avrupa'yı ekonomik dayanıklılığı yeniden gözden geçirmeye yönlendirmiştir. Bu kapsamada Cooperatives Europe çatısı altındaki Avrupa kooperatif hareketi tarafından yayımlanan son politika belgesi, yalnızca Avrupa için değil, Türkiye'deki kooperatifçilik uygulamaları açısından da dikkatle incelenmesi gereken önemli bir vizyon ortaya koymaktadır. Cooperatives Europe, CECOP, REScoop.eu ve Euro Coop tarafından yayımlanan "Cooperatives Ensure Value Created in Europe Stays in Europe" başlıklı politika belgesi, Avrupa Birliği'nin sanayi politikalarına yeni bir bakış ve politika arayışları kazandırmıştır. Belgenin temel mesajı oldukça açıktır. Belgede verilen mesaj "Önemli olan yalnızca üretimin Avrupa'da yapılması değildir; asıl önemli olan, üretimden doğan ekonomik değerin de Avrupa'da kalmasıdır"

Bugüne kadar AB'deki sanayi politikaları büyük ölçüde üretim tesislerinin bulunduğu yere odaklanırken, yeni yaklaşım çok daha stratejik bir soruyu gündeme getirmiştir. Bu soru "Üretilen değerin sahibi kimdir? Bu değer nerede kalmaktadır?" Çünkü bir işletme Avrupa'da üretim yapıyor olsa bile elde edilen kâr başka ülkelere aktarılmaktadır. Bu konudaki tartışmalarda ortaya çıkan bakış açılarına göre ortya konulan görüşler şu şekildedir. Kararlar başka merkezlerde alınıyor ve yerel toplum bundan yeterince pay alamıyorsa, gerçek anlamda ekonomik bağımsızlıktan söz etmek mümkün değildir. İşte bu noktada kooperatifler diğer işletme modellerinden ayrılmaktadır. Kooperatiflerde işletmenin sahibi sermaye değil, ortaklardır. Elde edilen gelir büyük ölçüde ortaklara ve yerel ekonomiye geri dönmekte, yatırımlar yine üretimin yapıldığı bölgelere yönelmekte ve ekonomik değer toplum içinde dolaşmaya devam etmektedir. Bu nedenle Avrupa kooperatif hareketi, kooperatifleri yalnızca sosyal ekonominin bir parçası olarak değil, aynı zamanda Avrupa'nın ekonomik dayanıklılığının temel aktörlerinden biri olarak görmektedir.

Politika belgesinde özellikle sanayi ve hizmet kooperatiflerinin Avrupa'da yaşanan sanayisizleşmeyle mücadelede üstlendikleri role dikkat çekilmektedir. Emek kooperatifleri aracılığıyla gerçekleştirilen işletme devralmaları sayesinde kapanma riski bulunan fabrikalar faaliyetlerini sürdürmekte, binlerce çalışan işini kaybetmemekte ve yılların bilgi birikimi korunmaktadır. Böylece yalnızca istihdam değil, Avrupa'nın üretim kapasitesi de güvence altına alınmaktadır. Belgenin en dikkat çekici önerilerinden biri ise kamu alımlarıyla ilgilidir. AB, kamu ihalelerinde yalnızca en düşük fiyatı esas alan anlayışın yeterli olmadığını savunmaktadır. Bunun yerine, ekonomik değerin yerel toplumda kalmasını garanti eden işletmelere ilave puan verilmesi önerilmektedir. Böylece demokratik ortaklık yapısına sahip kooperatifler kamu alımlarında daha güçlü bir konuma ulaşabilecek ve kamu kaynakları, yerel kalkınmayı destekleyen işletmelere yönlendirilebilecektir.

Bu yaklaşımın Türkiye açısından da önemli sonuçları bulunmaktadır. Ülkemizde uzun yıllardır "yerli üretim" kavramı ön plana çıkarılmaktadır. Ancak Avrupa'nın ortaya koyduğu yeni yaklaşım, "yerli üretim" kadar "yerli değer" kavramının da önemini göstermektedir. Üretimin Türkiye'de yapılması tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan, üretimden doğan gelirin Türkiye'de kalması, yerel yatırımın güçlenmesi ve toplumun bundan doğrudan fayda sağlamasıdır. Türkiye'de faaliyet gösteren tarım satış kooperatifleri, tarımsal kalkınma kooperatifleri, sulama kooperatifleri, su ürünleri kooperatifleri, pancar ekicileri kooperatifleri, esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri, tüketim kooperatifleri, konut kooperatifleri, kadın kooperatifleri, enerji kooperatifleri ve ormancılık kooperatifleri, ekonomik değerin yerel topluluklarda kalmasını sağlayan başarılı örneklerdir. Bu kooperatifler yalnızca üretim ve ticaret yapan kuruluşlar değil; aynı zamanda ortaklarının gelirini artıran, istihdam yaratan, kırsal ve kentsel kalkınmayı destekleyen, sosyal dayanışmayı güçlendiren ve ekonomik demokrasiyi hayata geçiren yapılardır.

Özellikle kırsal bölgelerde faaliyet gösteren kooperatifler, üreticilerin pazarlık gücünü artırmakta, katma değeri yerelde bırakmakta ve göçün azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Kentlerde faaliyet gösteren tüketim, konut ve hizmet kooperatifleri ise vatandaşların temel ihtiyaçlarını daha uygun koşullarda karşılayarak sosyal refahı güçlendirmektedir. Bu yönüyle kooperatifler, ekonomik değerin belli bir sermaye grubunda toplanmasını değil, toplumun geniş kesimlerine yayılmasını sağlayan demokratik işletme modelleridir. AB'nin önerileri Türkiye'nin kamu alımları politikaları açısından da dikkat çekicidir. Özellikle tarım, gıda tedariki, ormancılık, yenilenebilir enerji, bakım hizmetleri, eğitim, sosyal hizmetler ve yerel kalkınma projelerinde kooperatiflere belirli avantajlar sağlanması, kamu kaynaklarının daha etkin kullanılmasına ve bölgesel kalkınmanın güçlendirilmesine katkı sunabilir. Böyle bir yaklaşım, gençlerin üretimde kalmasını, kadınların ve dezavantajlı grupların ekonomik hayata daha fazla katılmasını ve yerel ekonomilerin güçlenmesini destekleyecektir.

Uluslararası Kooperatifler Birliği'nin (ICA) savunduğu demokratik mülkiyet, sürdürülebilir kalkınma, kapsayıcı ekonomi ve toplumsal dayanışma anlayışıyla da örtüşen bu yeni Avrupa yaklaşımı, kooperatiflerin yalnızca sosyal ekonomi kuruluşları olmadığını; aynı zamanda sanayi politikalarının, ekonomik güvenliğin ve stratejik kalkınmanın vazgeçilmez aktörleri olduğunu göstermektedir. Türkiye, yaklaşık 50 bin kooperatifi, milyonlarca ortağı ve farklı sektörlerdeki güçlü kooperatifçilik birikimiyle bu alanda önemli bir potansiyele sahiptir. Avrupa'da geliştirilen bu yeni politika yaklaşımı, ülkemizde de kooperatiflerin ekonomik kalkınma stratejilerindeki yerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Kamu alımlarında kooperatiflerin desteklenmesi, yerel ortaklık yapısını güçlendiren teşviklerin geliştirilmesi ve ekonomik değerin üretildiği bölgede kalmasını sağlayacak politikaların hayata geçirilmesi, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine önemli katkılar sağlayacaktır.

AB'nin verdiği mesaj son derece açıktır: Ekonomik bağımsızlık yalnızca üretmekle değil, üretilen katma değerin üretildiği ülkede ve toplumda kalmasını sağlamakla mümkündür. Kooperatifler ise ortak mülkiyet yapıları, demokratik yönetim anlayışları ve yerel kalkınmaya sağladıkları katkılar sayesinde bu hedefi gerçekleştirebilen en güçlü işletme modellerinden biridir. Avrupa'nın şekillendirmeye çalıştığı bu yeni ekonomik vizyon, Türkiye'nin kalkınmasında ve kooperatifçilik politikaları için de ilham verici ve stratejik bir yol haritası niteliği taşımaktadır.